Mehmet KOTAN
Ebru, bir arayışta kaybolmaktır.
Mehmet KOTAN
Suyun sessizliğinde şekillenen bir sanat yolculuğu
Suyun yüzeyine düşen her damlada sabrı, rengi ve arayışı yeniden yorumlayan bir sanatçı: Mehmet KOTAN.
14 Haziran 1967’de Erzurum’da dünyaya gelen Mehmet KOTAN, sanat yolculuğunu doğduğu coğrafyanın hafızasından, kendi iç dünyasındaki estetik arayıştan ve zaman içinde suyla kurduğu derin ilişkiden besleyerek sürdürdü.
Erzurum’un köklü kültürü ve ağırbaşlı iklimi, onun hayatında yalnızca doğup büyüdüğü bir şehir olarak kalmadı. Yıllar sonra sanatında karşılık bulacak olan malzeme, renk ve sabır duygusunun da sessiz tanıklarından biri oldu.
Önlisans eğitimini tamamladıktan sonra başladığı serbest meslek hayatı, yaşamın gündelik sorumluluklarını beraberinde getirdi. Evli ve iki çocuk babası olarak kurduğu ailesiyle hayatın gerçek telaşlarının içinde yaşarken, içinde taşıdığı estetik arayış hiçbir zaman kaybolmadı.
Bir tarafta hayatın somut gerçekleri, diğer tarafta insanın kendi içinde aradığı o daha sessiz ve naif dünya…
Mehmet KOTAN’ın sanat yolculuğu, zaman içinde bu iki dünyanın arasında kendine bir yol bulmasıyla şekillendi.
Suyun Sessizliğine Doğru
Ebru ile karşılaşması yirmi yılı aşkın bir süre önce gerçekleşti.
İlk karşılaşma, geçici bir merakın ötesinde, zamanla derinleşecek bir sevdanın başlangıcı oldu. Suyun üzerine bırakılan bir damlanın nasıl büyüdüğünü, rengin suyla karşılaştığında nasıl değiştiğini ve teknenin yüzeyinde hiçbir çizginin bir başka çizgiye bütünüyle benzemediğini keşfetmek, KOTAN için yeni bir dünyanın kapısını araladı.
Fakat bu kapıdan geçmek, yalnızca ebru tekniklerini öğrenmekle mümkün değildi.
Mehmet KOTAN, hazır olanla yetinmek yerine malzemenin kendisini tanımaya yöneldi.
Kitrenin kıvamını, toprak boyaların tabiatını kendi elleriyle, deneme yanılma yoluyla keşfetti. Gül dalından fırçalar hazırladı, at kılının boya ve suyla kurduğu ilişkiyi deneyimledi. Bir rengin tekneye düştüğünde nasıl açıldığını, bir başka rengin onunla karşılaştığında nasıl davrandığını sabırla gözlemledi.
Kendi atölyesinin sessizliğinde tekneye damlattığı her boya, açılan her renk onun için yeni bir ders oldu.

Bazen istediği sonucu aldı, bazen almadı.
Ama her deneme, suyun dilini biraz daha anlamasına yardımcı oldu.
Rengin ve Suyun Dilini Öğrenmek
Yıllar içinde klasik ebrunun farklı tekniklerini deneyimleyen Mehmet KOTAN, geleneksel ebru sanatının birikimini kendi çalışma dünyasında araştırdı.
Onun için öğrenmek, yalnızca bilinen bir tekniği olduğu gibi tekrarlamak değildi. Teknenin başında geçirilen zaman, aynı zamanda malzemeyi sorgulamak, rengin imkânlarını görmek ve suyun karşısında sabırlı olmayı öğrenmekti.
Bu yüzden ebru, KOTAN’ın hayatında tamamlanmış bir bilgi olarak değil, sürekli devam eden bir arayış olarak yer aldı.
Klasik ebru çalışmalarını sürdürürken zihninde başka sorular da oluşmaya başladı:
Başka bir malzeme suyla buluşabilir miydi?
Doğduğu coğrafyanın bir değeri ebru teknesinde yeni bir dile dönüşebilir miydi?
Bu sorular, yıllar sonra sanat yolculuğunun en özgün duraklarından birine götürecekti.
Taşın Renge Dönüşmesi
Erzurum’un Oltu ilçesiyle özdeşleşen Oltu taşı, KOTAN’ın hayatında bu kez farklı bir anlam kazandı.
Geleneksel olarak taş ve tespih sanatındaki yeriyle bilinen Oltu taşı, sanatçının araştırmalarıyla ebru teknesinin içine taşınan bir malzemeye dönüşmeye başladı.
Mehmet KOTAN’ın arayışı, Oltu taşını ebru sanatında kullanılabilecek bir boya haline getirme fikriyle şekillendi.
Bu çalışma, hazır bir reçetenin uygulanmasından çok, sanatçının kendi denemeleri ve sabrı içerisinde geliştirdiği özgün bir süreçti. Taşın küçültülmesi, toz haline getirilmesi ve çeşitli işlemlerden geçirilerek ebru teknesinde kullanılabilecek bir boya kıvamına ulaştırılması uzun süren bir araştırmanın sonucunda mümkün oldu. Yaklaşık yedi yıl önce Oltu taşıyla hazırlanan ilk eser ortaya çıktı.
Böylece Erzurum’un toprağından ve taşından gelen bir değer, suyun yüzeyinde yeni bir biçim kazandı.
Bu çalışmaların en dikkat çekici örneklerinden biri İstanbul silüeti oldu. Oltu taşıyla hazırlanan eserler çeşitli sergilerde sanatseverlerle buluştu ve Mehmet KOTAN’ın malzeme arayışının önemli bir parçası haline geldi.
Oltu taşıyla yapılan çalışmalar, onun sanatında yalnızca yeni bir renk arayışını değil; gelenekle yaşadığı coğrafyanın değerlerini aynı tekne içinde buluşturma arzusunu da temsil ediyor.
Bu nedenle Oltu taşı, Mehmet KOTAN’ın çalışmalarında yalnızca bir malzeme değil, doğduğu topraklarla kurduğu bağın sanatsal karşılıklarından biri olarak yerini aldı.

Oltu taşının rengi, İstanbulun silüetiyle buluştu.
Sergiler ve Sanat Yolculuğundan İzler
Buluşma Vuslatı...
Mehmet KOTAN’ın sanat yolculuğunda farklı dönemlere ve buluşmalara eşlik eden sergilerden bazıları…
2010
Sudan Yansıyanlar - Karma Sergi
Mehmet KOTAN’ın sanat yolculuğu zaman içinde atölyenin sessizliğinden çıkarak sanatseverlerle buluşmaya başladı.
2010 yılında “Sudan Yansıyanlar” karma sergisinde eserleriyle yer aldı.
2023
Hüsn-i Hat ve Ebru Sergisi
Yıllar sonra, 2023 yılında “Hüsn-i Hat ve Ebru Sergisi” ile çalışmalarını yeniden sanatseverlerin karşısına taşıdı.
Sergiler, onun için yalnızca eserlerin sergilendiği alanlar değil; atölyede uzun zaman boyunca sürdürülen sessiz çalışmanın dışarıdaki karşılaşmalarıydı
Bir eserin tekne üzerinde doğduğu an ile bir insanın karşısında durup o esere baktığı an arasında görünmeyen bir yol vardır.
Mehmet KOTAN’ın çalışmaları, yıllar içerisinde bu yolu yürümeye başladı
Bazı tarihler bir sergiyi anlatır.
Bazıları ise bir yolculuğun izini bırakır.
Bir sanatçıyı kendi sözlerinden dinlemek…
Mehmet KOTAN Anlatıyor
Mehmet KOTAN, ebru sanatına uzanan yolculuğunu, çalışma anlayışını ve sanatla kurduğu ilişkiyi kendi sözleriyle anlatıyor. Özel çekim tekniğiyle hazırlanan bu söyleşi, sanatçının dünyasına doğrudan kendi anlatımı üzerinden bakma imkânı sunuyor.
Mehmet KOTAN’ın sanat yolculuğunda bu izler, bugün eserlerinde yaşamaya devam ediyor.
Kadim Muhabbetler

Mehmet KOTAN‘ın uzun yıllardır arzuladığı şeylerden biri, eserlerini ürettiği ve sanat çalışmalarını sürdürebildiği kendi fiziki atölyesine sahip olmaktı. Kadim Muhabbetler, bu arzunun karşılık bulduğu yer olarak doğdu. Atölye, zamanla yalnızca ebru çalışmalarının yapıldığı bir mekân olmaktan çıktı. Eserlerin biriktiği, yeni fikirlerin ortaya çıktığı, malzemelerin denendiği ve sanatın gündelik hayatın içinde yaşandığı bir alana dönüştü.
Fakat bir süre sonra başka bir düşünce ortaya çıktı:
Bu eserler yalnızca atölyeye ulaşabilen insanların değil, dünyanın farklı yerlerindeki sanatseverlerin de beğenisine sunulabilir miydi? Yaklaşık sekiz ay önce Burak KOTAN‘ın ortaya attığı dijital ortama taşınma fikri, Kadim Muhabbetler için yeni bir kapı açtı. Çünkü eserlerin insanlığın beğenisine sunulması için yalnızca fiziki bir mekânın yeterli olmadığı düşüncesi doğmuştu. Dünyanın herhangi bir yerinden ulaşılabilecek bir yapıya ihtiyaç vardı. Böylece Kadim Muhabbetler’in fiziki atölyesi, dijital dünyaya taşınmaya başladı. Bugün bu site, Mehmet KOTAN’ın eserlerinin yalnızca görüldüğü bir vitrin olmanın ötesinde; eserlerin hikâyelerinin, sanat yolculuğunun ve atölyede süren arayışların daha geniş bir dünyayla buluştuğu yeni bir alan olma yolunda ilerliyor.
Yolculuk Devam Ediyor
Mehmet KOTAN‘ın sanat yolculuğunda bugün gelinen yer, bir son değil. Yirmi yılı aşkın zaman önce ebru teknesinin başında başlayan arayış, hâlâ aynı merakla devam ediyor. Geleneksel ebrunun sabrı ile doğru renk tonunun arayışı, Oltu taşının doğduğu topraklarla kurduğu bağ ve henüz ortaya çıkmamış yeni fikirler aynı atölyede yan yana duruyor. Belki de bu yüzden onun hikâyesini yalnızca geçmiş zamanla anlatmak mümkün değil.
Çünkü bazı sanatçılar eserlerini tamamladıkları gün hikâyelerini bitirmezler.
Yeni bir teknenin başına geçtiklerinde, yeni bir renk hazırladıklarında veya daha önce denenmemiş bir malzemenin suyla nasıl karşılaşacağını merak ettiklerinde hikâye yeniden başlar.
Hikâye bugün hâlâ atölye de devam ediyor.
Suyun üzerinde açılan yeni bir renkle, yeni bir çizgiyle, yeni bir denemeyle…
Ve belki de henüz adını bilmediğimiz bir sonraki eserle.