Tasavvufta pişmek, yanmakla başlar. Bu ebru, ruhun bir “ham” maddeden, ilahi aşkın potasında eriyerek “has” hale gelişini simgeler.
Kırmızı hareler, kalbi dolduran o yakıcı ve dönüştürücü sevdadır; ancak bu ateş yok edici değil, var edicidir. Üzerindeki sarı zerreler ise bu yangının içinde doğan hikmet nurlarıdır. Mavi zemin, bu büyük harareti sükunetiyle dengeleyen “sabır” deryasıdır. Her bir damla, kendi içindeki küçük kıvılcımlarla sonsuz bir gökyüzü gibi parlar. Bakana hatırlatır ki: “Yanmadan ışık saçılmaz; küle dönmeden gül olunmaz.”

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.