Aşkın Suya Düştüğü An, Kadim Bir Yolculuk Başlar
Gönlün Kapıları Zamanın Ötesine Açılır.
Bu galeri, ebru sanatını yalnızca bir görsel şölen olarak değil, suyun yüzeyine düşen aşkın, kadim bir hatırası olarak sunar. Her damla, teslimiyetin bir nefesi; her desen, arşa yükselen bir duadır.


Sakin, krem tonlarındaki bir fonun üzerinde birdenbire patlayan canlı renkler, suyun yüzeyinde adeta bir bayram coşkusu başlatır. Mavinin, kırmızının ve sarının en saf halleri, usta bir fırçanın dokunuşuyla tarandıkça, her bir figür hafifçe kanatlanıp havalanacak birer kelebek suretine bürünür.
Bu ebru, kabuğunu kıran bir ruhun, hayatın içine doğru kanat çırparken duyduğu o saf coşkuyu anlatır. Çizgilerin yukarıya ve dışarıya doğru uzayan zarif kavisleri, tek bir kelebeğin değil, rengârenk bir sürünün aynı anda gökyüzüne doğru yükselişidir. Renklerin bu enerjik ve neşeli raksı, durağan kâğıdı aşarak bakana neşeyi, hafifliği ve her mevsim yeniden doğmanın o heyecan verici ritmini fısıldar.
Sakin, krem tonlarındaki bir fonun üzerinde birdenbire patlayan canlı renkler, suyun yüzeyinde adeta bir bayram coşkusu başlatır. Mavinin, kırmızının ve sarının en saf halleri, usta bir fırçanın dokunuşuyla tarandıkça, her bir figür hafifçe kanatlanıp havalanacak birer kelebek suretine bürünür.
Bu ebru, kabuğunu kıran bir ruhun, hayatın içine doğru kanat çırparken duyduğu o saf coşkuyu anlatır. Çizgilerin yukarıya ve dışarıya doğru uzayan zarif kavisleri, tek bir kelebeğin değil, rengârenk bir sürünün aynı anda gökyüzüne doğru yükselişidir. Renklerin bu enerjik ve neşeli raksı, durağan kâğıdı aşarak bakana neşeyi, hafifliği ve her mevsim yeniden doğmanın o heyecan verici ritmini fısıldar.
Ebru ustası, kainatın sırrını teknedeki suyun yüzeyinde aramış. Suyun sakinliğinde, kalbinin aynasını seyrederken, gördüğü her rengin, Esma-ül Hüsna‘nın bir tecellisi olduğunu bilmiş. Kırmızı, celalin (kudretin) yakıcı ateşi; mavi, cemalin (güzelliğin) sonsuzluğu; sarı, ilahi nur; siyah ise, görünmeyen mutlak varlık, gaybın perdesi olmuş.
Usta, her damlayı özel bir huşu ile suya bıraktığında, varoluşun başlangıcı olan “Ol” (Kün) emrinin yankısını hissetmiş. Boyaların birbirine karışması, birbirini itmesi ve sonra yeni bir ahenkle yeniden şekillenmesi, su üzerindeki Devranı nakşetmiş.
Siyahın derinliği içinde açan her renk, kalbin zikirle aydınlanması gibi bir tecelli. Beyaz çizgiler ve damarlar ise, her karışıklığın ve ihtilafın içinde saklı olan mutlak huzuru ve hakikate giden doğru yolu (Sırat-ı Müstakim) simgeliyor.
Kâinatta hiçbir zerre başıboş değildir; her biri görünmez bir çekimle merkeze bağlıdır. Bu ebru, ruhun **”Kesret”**ten (çokluktan) sıyrılıp **”Vahdet”**e (birliğe) yönelişini anlatır.
Mavi hücreler, dünyevi kimliklerinden arınmaya çalışan ruhları; onları çevreleyen sarı hareler ise her şeyi kuşatan ilahi rahmeti temsil eder. Merkezdeki o gizli odak, her canlının içindeki “Aşk” çekirdeğidir. Renkler birbiriyle savaşmaz, aksine birbirini var eder. Bu tablo, parçanın bütüne duyduğu özlemin ve sonsuz bir teslimiyetle tek bir nefeste eriyişin hikâyesidir.
Keşfetmek için bir eserin üzerine gelin...
Sakin, krem tonlarındaki bir fonun üzerinde birdenbire patlayan canlı renkler, suyun yüzeyinde adeta bir bayram coşkusu başlatır. Mavinin, kırmızının ve sarının en saf halleri, usta bir fırçanın dokunuşuyla tarandıkça, her bir figür hafifçe kanatlanıp havalanacak birer kelebek suretine bürünür.
Bu ebru, kabuğunu kıran bir ruhun, hayatın içine doğru kanat çırparken duyduğu o saf coşkuyu anlatır. Çizgilerin yukarıya ve dışarıya doğru uzayan zarif kavisleri, tek bir kelebeğin değil, rengârenk bir sürünün aynı anda gökyüzüne doğru yükselişidir. Renklerin bu enerjik ve neşeli raksı, durağan kâğıdı aşarak bakana neşeyi, hafifliği ve her mevsim yeniden doğmanın o heyecan verici ritmini fısıldar.
Sakin, krem tonlarındaki bir fonun üzerinde birdenbire patlayan canlı renkler, suyun yüzeyinde adeta bir bayram coşkusu başlatır. Mavinin, kırmızının ve sarının en saf halleri, usta bir fırçanın dokunuşuyla tarandıkça, her bir figür hafifçe kanatlanıp havalanacak birer kelebek suretine bürünür.
Bu ebru, kabuğunu kıran bir ruhun, hayatın içine doğru kanat çırparken duyduğu o saf coşkuyu anlatır. Çizgilerin yukarıya ve dışarıya doğru uzayan zarif kavisleri, tek bir kelebeğin değil, rengârenk bir sürünün aynı anda gökyüzüne doğru yükselişidir. Renklerin bu enerjik ve neşeli raksı, durağan kâğıdı aşarak bakana neşeyi, hafifliği ve her mevsim yeniden doğmanın o heyecan verici ritmini fısıldar.
Sakin, krem tonlarındaki bir fonun üzerinde birdenbire patlayan canlı renkler, suyun yüzeyinde adeta bir bayram coşkusu başlatır. Mavinin, kırmızının ve sarının en saf halleri, usta bir fırçanın dokunuşuyla tarandıkça, her bir figür hafifçe kanatlanıp havalanacak birer kelebek suretine bürünür.
Bu ebru, kabuğunu kıran bir ruhun, hayatın içine doğru kanat çırparken duyduğu o saf coşkuyu anlatır. Çizgilerin yukarıya ve dışarıya doğru uzayan zarif kavisleri, tek bir kelebeğin değil, rengârenk bir sürünün aynı anda gökyüzüne doğru yükselişidir. Renklerin bu enerjik ve neşeli raksı, durağan kâğıdı aşarak bakana neşeyi, hafifliği ve her mevsim yeniden doğmanın o heyecan verici ritmini fısıldar.
Yükleniyor...
Suya bırakılan her boya aslında bir duadır.
Gönül tekneme düştü ilk damla,
Su sustu, renk konuştu sessizce.
Ben mi boyaya yön verdim,
Yoksa kader mi nakşoldu bu gece?
Kitreyle sırdaş, suyla yoldaşım,
Bir fırça darbesiyle dağılır telaşım.
Kağıt suyla vuslata erdiği o an;
Ne renk bende kalır, ne de ben bende…
Her ebru, tekrarsız bir "an" dan bakiyedir.
Gelenekten geleceğe, suyun yüzeyinde mühürlenen sonsuz bir zarafet